AHMET GÜNEŞTEKİN – YEDİGÖREN’İN ALFABESİ
“Yedigören’in Alfabesi”nde sergilenen eserler sanatçının mitoloji anlayışını incelikli, kapsamlı ve zorlayıcı bir çeşitlilikle detaylandırdığı bir sembolizm içerir. Güneştekin, sembolleri, düşünüşünün yapısal ilkesi olan mitolojiyle yorumlayarak yeniden dönüştürür.
Dili imgeleme dahil ettiği, sarmal yapıları mitolojik imgelerle birleştirdiği işlerinde sembollerin göç ve dönüşüm örüntüleri kendini gösterir. Mitleri karmaşık anlamları çözmek ve inşa etmek için bir üst dil, görme şekli olarak kullanır.
Güneştekin’in ışığa, zamana ve yıldızların uzayına olan tutkusu, metal formlarla çalıştığı heykellerinde kendini gösterir. Zamansal alanı göksel fenomenlerle birleştirerek, kozmosun doğal biçimlerinin ve güçlerinin eserlerini şekillendirmesine izin verir. Göksel ışığın temel davranışından yararlanarak ışığı neredeyse tüm uygulamalara dahil eder. Sanatçının farklı konfigürasyonlardan oluşturduğu geometrik heykelleri daha derin bir etkileşime olanak tanırken, mitlerin yaşanan anla bağ kurmaya devam edebildiğini gösterir.
Sanatçı, mitlerin yersizliği, taşınabilirliği ve esnekliği aracılığıyla geçmişi ve bugünü yeniden şekillendirir. Anlatı geçmişten türetilmiştir, ancak kolayca başka bir dile çevrilebilir. Bu durum izleyiciyi de yorumlamaya, anlam oluşturmaya davet ederken bilinçli olarak hissedilen bu tür yönlendirme sadece mitin etkisi değildir, sanatçının yorumundaki başkalıktır. Mitlerin zaman, mekân ve kültürleri aşan özelliklerine odaklanan Güneştekin, çoğu zaman bilinçaltına çekilmiş anlamları yeniden keşfetmeye ya da hatırlatmaya yönelir. Ona göre düşünceleri harekete geçiren bazen bireysel ama çoğu zaman kolektif hafızadır. Bu nedenle sanatçının yapıtları, insan belleği ile toplumsal bellek arasında dolayımlanır.
Güneştekin, mitolojiden yarattığı imgelerle ördüğü hikâyelerini aktarmak için sanatsal formlarını yeniden yaratırken hikâye anlatma geleneklerini nasıl koruyabileceğini araştırır. Nesnelerin insanların karmaşık duygu ve anılarını saklayan cansız uzantılar olmadığını, yaşamları boyunca içlerine kazınmış hikâyeler aracılığıyla konuştuklarını düşünür. Hikâye anlatıcılığının en eski biçimlerinden biri olan kırkyama tekniğiyle çalıştığı işlerinde pratik ve anlatı arasındaki ayrılmaz ilişkiyi yoğunlaştırır. İzleyiciyi kendi dünyasının dokunsal deneyimi yoluyla hayal edileni gerçekleştirmeye yönlendirirken, yorumladığı hikayelerin unutulmaması için de kendi nesnelerini yaratır.
Mit her zaman bugünün fikirlerine göre yeniden yorumlanmayı talep eder. Bu esneklik sayesinde herhangi bir zamana, bağlama veya kültüre uyarlanabilir. Güneştekin’e göre miti karakterize eden bu yapısöküm, geçmişte olduğu gibi bugün de insanın bilinçaltı belleğiyle bağlantı kurmasını sağlamakta ve anlam aktarma gücünü buradan almaktadır. Bu düşünceleri izleyen sanatçı, yapıtlarıyla mitolojik yaratımların sadece kendi anlarına değil, her ana ait olduğunu söyler ve onları sınırsız değerler, kolektif olarak paylaşılan diller ve anılar üzerine düşünmeye teşvik eder.

AHMET GÜNEŞTEKİN HAKKINDA
Ahmet Güneştekin, 1966 yılında Batman’da doğmuş, çalışmalarını İstanbul merkezli sürdüren çağdaş bir sanatçıdır. Çocukluk yıllarında dengbêj kültürü ve sözlü anlatı geleneğinin etkisiyle mitolojik anlatılarla tanışan sanatçı, pratiğinde Anadolu ve Mezopotamya’nın çok katmanlı kültürel mirasını çağdaş bir ifade diliyle ele alır. Resim, heykel, enstalasyon ve mimari ölçekli projeleri kapsayan disiplinlerarası üretiminde; hafıza, kimlik, göç, mitoloji ve kolektif bilinç temaları öne çıkar. Katmanlı yüzey kurgusu, güçlü renk kullanımı ve sembolik motifler aracılığıyla geçmiş ile bugün arasında görsel ve düşünsel bir bağ kuran Güneştekin, Türkiye çağdaş sanatının uluslararası ölçekte tanınan önemli sanatçıları arasında yer almaktadır.